Ah sevgili,
Öyle fırtınalı düşlerde savruldum ki senleyken…
Bir gün,
Belki o bir günler, tek tek hücum ettiler bana ardı ardına;
Duraksız bir hücum, tekme tokat belki saldırdılar bana.
Şimdi, kuzgunlar yine kapıda ve bir mektup daha…
Günlerin saldırışı hâlâ devam ediyor belki de,
Ama ben, zaten kum buz olmuştum.
Altı günde yaratılanların aksine ben,
Altı günde, tek tek, parça parça yağmalandım sen tarafından.
Daha da kaldı mı sence senden geriye bir parça bana?
Biliyorum,
Biliyorum ki düşlemek senin için, siliniyorum.
Silmek için kurduğun düzenek iyi çalışıyor mu bari?
Boncuk boncuk diz bir düşte yaşadığımız o ömürlük hayali ipliğe
Yaşadıklarımızı, gülüşlerimizi, isteklerimizi tek tek,
Silmek istercesine, silinecek belki her tütüştürdüğünde düşlerimizi,
Silinecek ya, varsın silinsin yaşanmamış gibi,
Ben yaşayacağım senle karşılıklı ilk kurulduğumuz koltukta,
Geceye bir yarasa olup uçtuğunda…
Sen çok şanslısın, biliyor musun?
Farkında değildin, değilsin de…
Çektiğin acıyı öyle şaha kaldırmışsın ki,
Gök sana ağlıyor, cehennem senin için intikam alıyor sanıyorsun.
Benden aldığın intikam,
Benimle bensiz olarak verdiğin savaş,
Acıtmıyor artık sevgili, öldürüyor;
Bendeki seni öldürüyor.
Ben zaten pek bağımlısı değildim bu hayatın,
İnsanlarının, tüttürdüğün dumanın, ateşinin, aşkının…
Cehennem bir emanet acıdır elden ele dolaşan;
Sen beni bir cehennemden alıp
Kendi cehenneminde savurdun.
Benim yerim hep bir cehennemdi zaten, değiştirmedin.
Acı, hep bir yaraydı; hasret bende kandı akan,
Hâlâ akan bir hasretliğim var ve hâlâ acıyor ruhum.
Sen hiç sahiplenmemiştin beni, biliyordum ve sustum.
Şimdi ise hiç susmuyoruz.
Biz, biz iken sustuk asıl sevgili.
Şimdi, öyle bir bağırıyorsun ki…
Sadece var olduğumdan beri yanan canım,
Daha çok yanıyor, o son gün daha yakın.
Sen hiç gözetlemiyorsun beni artık, gecelere kaybolmuşum.
Sadece bağırıyorsun kirinle, pasınla, tüm hırsınla.
Senin olmayanlara verdiğin zulmün ve acımasızlığın artık konuşan.
Ne çok merakla beklemişsin senden gitmemi, kırgınım.
İçimde kocaman bir yumruk,
Ne ağlıyorum artık ne de umut ediyorum.
Ha, bu arada,
Solan ne mektuplardı ne gardenyamız,
Onlar zaten hiç yeşermemişti sende, biliyordum,
Sustum, sustum, sustum.
Ellerin başka ellerde kıvrılmış beklerken beni,
Biliyordun zaten hiç gelmeyeceğimi,
Bilerek ittin, bilerek siliyorsun beni gün gün, tek tek,
Görüyorum, duyuyorum seni, anlıyorum hep yapmak istediğini,
Yine de seviyorum bendeki seni.
Sen başka ellerde kıvrılmış acı çekerken,
Üzülmüyorum da sevgili.
Hakkını vererek yaşıyorsun cehennemini,
İsteyerek, arzu ile, kalarak, daha da coşarak,
Kayboluyorsun insanlığından, bilesin.
Duyuyorum seni, hep duyduğum gibi, biliyorsun yine.
Anlayan, dinleyen seni, sen olduğun bir yerin olmadı hiç,
O pas kokulu ellerde ya hani…
Yine de kalıyorsun, korka korka, ağlayarak için için…
Ben üzülmüyorum çünkü hakkını veriyorsun.
İnsan istediğini yaşar, dedin hep;
İstediğini yaşıyorsun.
Düşle, düşle sevgili, dedin ya bana;
Hayır!
Düşlemek, senleydi, umut etmeyi seçmek, senleydi.
Ben de kendi cehennemimi diziyorum.
Hayata tutun, demek, ne demek sevgili?
Uyumak mı? Uyanmak mı?
Hangisini yaşadığını nasıl anlıyorsun?
Düşlemeyeceğim, senle ilk düşlediğim güne düşeceğim;
Çoktan düştüm de.
Hatırlar mısın, sana ilk kez birinin kendi hayalini anlattığı günü?
Nasıl etkilenmiştin, ilk aşkın o zaman kıvılcım aldı, gördüm.
Hatırlar mısın, yıllar önceki kurduğum evde misafir edişimi seni?
“Ellerini yıka da otur masaya,” demiştim de gülmüştün,
Aynadaki yansımana kadar söylemiştim.
Ben o evi kurdum sevgili,
Belki gardenya değil ama bitkimi de aldım,
Seni oturttuğum sandalyenin hemen arkasında.
Ona bakacağım sana bakar gibi…
Onun yapraklarını okşayacağım ellerini tutar gibi…
Düşlemeden yaşayacağım.
Düşlemeden seni, kahramanım, o büyük Batman kalacak yanımda hep.
Kirli göğüslerde ağlayan seni asla düşünmeyeceğim,
Peşinde koştuğun yaratıklar ardında düşerken üzülmeyeceğim sana.
Beni her gün parça parça silen ellerine, zihnine,
O geniş mezhepli bedenine özlem duymayacağım.
Ben,
Benim ilk kez hayalimi bahsettiğim sana aittim,
Ait olduğum yerde de kalacağım.
Ah, ömrü birkaç dumanlık düşe sığdırılmış sevgili,
Çok, çok yakında bir mum daha yakacağım sen için.
Yas tutacağım, yasımı da o beni savurduğun geceye gömeceğim.
İlk dördünden hemen öncesinde, yıldızların uyuduğu bir mevsimde,
Tek başıma, isli, bulanık bir havada kokarken gardenyalar,
Dudaklarım titrerken sen adına, ilk yaş dökülürken hayaline,
Son kez ses bulacaksın, son kez uyuyacağım kollarında.
Sen bilmeyeceksin ne zaman,
Ama çok yakın o zaman.
Hani küflü bir duygun, şiddetli merakını kamçıladığın günler var ya,
Onlar bir gün isyan edecek ve pişman olacaksın.
Kim daha yakın o kutlu son güne, bilinmez belki,
Yaklaştığımızda, yaklaştığında, için işte o zaman yanacak.
“Küçüğüm” dediğin ben, gözünde bir bilgeye dönüşecek.
“Hayat işte”!
İnsan hep pişman olmaya uyuyacak,
Uyandığında ise hep geç kalacak.
Senin bendeki kalan ömrün,
Benim sendeki çoktan biten ömrüme denkmiş,
Bildim artık, teşekkür ederim.
Bittiğimi yine parça parça savurdun çöplüğüne,
Çöplerin içinden toplamak kendimi,
Kendi ellerimle kendimi attığım çöplüğüne revaymış.
Sen hep canımı yaktın belki,
Benim ise içim rahat.
Peki, sen rahat mısın?
22.10.21.34