“Kekemelerden daha fazla konuşmayı seve yoktur, topallardan başka hiç kimse yürümeye âşık değildir.”
Diderot’un (bilhassa Kaderci Jacques ve Efendisi’nin) bu sözü, çok dikkatimi çekti, düşündürdü. Yüzyıllardır insanların yapıp ettiklerini, çizdiklerini, yazdıklarını, yaşadıklarını incelediğimizde görürüz ki insan, sahip olamadığının delisiydi. Eksiksen ve kusurlu isen bu olumlu bir şeydi aslında; engelin en büyük itici kuvvetti. İki insan düşünün: Biri engelli, diğeri engelsiz olsun. Hangisi daha çok gülüyor? Tesadüfen her baktığınızda engellinin tebessümü ile karşılaşmanız daha olası bir durumdur. Çünkü engelli, eksikliğini kapatmak için tam olduğu alanda büyük bir mücadele veriyor ve başarı kazanıyor. Onun başarısını görür herkes; oysa engelsiz olan, tam hissettiği için durur, başarı hazzı yeterli değildir, fiziksel olarak eksik olmasa da ruhen eksiktir.
Kekemeye gelirsek… Onlar düzgün konuşamaz belki ama iyi şarkı söyler, şiir okurlar. Konuşamadıklarından bol şiir okur, bol şarkı söylerler. Eğlenirler. Siz başarısını görürsünüz; kendisi ise başarısının hazzını yaşar. Topallara bakarsanız eğer en eğlenceli diğer kişiyi görürsünüz. Sırrı, dans etmelerindedir. Eğri bacakları onlara kıvraklık kazandırır. Yürümeye âşık olmalarını dans ederek ifade ederler. Burada basit bir çıkarım var: Kusurlarımızı, hastalıklarımızı ya da dertlerimizi kabul ettiğimizde üstesinden gelmek de kolaylaşıyordu. Basit ama dâhice bir çözümdür bu gerçekleştiğinde. Çoğunlukla, büyük başarılar, küçük nüanslarda gizli değil miydi zaten?
Diderot ile konuşurken tesadüfü, kaderi bilemeyişimizden dolayı verdiğimiz ad olarak kabul ettiğini anladım; kaderin de tesadüften kaçışımızın adı olarak… Onun yaşamı ve bizim yaşamımız bir paradokstu: Kekemelik ve konuşmak ile topallamak ve yürümek, birlikte neşe içinde yaşıyorlardı. Ve biz insanlar yoğun bir tartışmadan sonra daha da bağlanıp uyum içine dalmıyor muyduk?
Söz konusu olan koştuğumuz ama ulaşamadığımız o “huzur” var ya… Hayatlarımızın temel anlamı olarak belirlemişizdir ve hep üzgünüzdür. “Huzur”, ölçüdür, deriz ardından. Sonra başlarız tüm her şeyi tartarak yaşamaya, yemeye, içmeye, gezmeye, sevmeye, âşık olmaya, yuva kurmaya, nefret etmeye, kaçmaya, koşmaya, yürümeye, arkadaş/dost olmaya… Evet evet, tartarak nefes alıyoruz(!) Tartımız çok yıprandı hanımlar, efendiler! Doğru tartmıyor da. Ne diye çabalıyoruz ki? Biz ölçüyü yakalamaya çalışırken ve olmayan “huzur”a kavuşmaya hasret giderken neşemizi kaybettik. İç sesimiz yolunu şaşırdı. Sürekli konuşmamızın sebebi budur. Dengemizi kaybetmeye, düşmeye meyilli canlılar haline geldik. Mükemmeliyetçiler ve narsisler müstesna, çoğumuz kekeme ve topalız: insanız.
Bugün, bugünden itibaren Diderot’un hovardalığından istiyorum. Aklımı, düşüncelerimi karşısına çıkan bilgece ya da aptalca ilk fikri takip etmeye yönelecek şekilde eğiteceğim. “Nereye gitmek istediğini bilerek yürümek ama nereye varılacağını bilmeden ilerlemek…” Usta Diderot, böyle gezintiye çıkar işte. Gizem yine gizemini koruyacak, insan da can sıkıntısının üstesinden gelecekti. O, felsefi gezintisinde aklını aşka ve siyasete bırakmıştı; bense siyaset hariç her şeye…
Avucumuzda tuttuğumuz çok şey vardı ve parmaklarımız birbirine kenetlenmediği için sızıyordu. Kaybetmekten öylesine, ölesiye korkuyorduk lakin tutmak için adım atacak mecali kaslara vermiyorduk, cimriydik. Güzeli arıyorduk, güzeli bulunca harcıyorduk bencilce, savurganca ve sakat bırakarak ki tekrardan kalkıp yürümesin, tekrar düşmesin, bir başkasına tebessüm, neşe olmasın diye. Biz kıymetini bilmiyorsak kıymetsizdir, dedik. Kendimizi sevemeyişimizin özensizliğini tokat olarak çaldık. Örseledik, iteledik. Yaraladık ve “insanım” diye diye üstüne basıp, ezip geçtik. “İnsanım” dedikçe insanlıktan çıkıldı. Öyle çıplak kaldı ki “insan”, yabani doğanın en gerçek canavarı oldu. Kaç insan katlettin? Düşündün mü hiç? Düşün ve artı bir ekleme yaparak kendini de hatırla. Katiliz; ilk cinayetimiz, kendimiz.
Belki biraz karmaşık bir nüansa dikkat çekeceğim lakin haklı bir mesele, hep ortada duruyor: “İnsan, korumaktan uzak, kaybetmeye yakın duruyor.”
Rabia Kaçmaz
11.7.21.34
Tilbe Göç
Bence güzel
Hayri Anıl Geçkin
Fevkalade olmuş