Sürekli, sık sık aralıklarla “nasılsın” diyenlere bir çift sözüm var: Senin için bir önceki iyiliğimle aynı seyirdeyim.
Hiçbir şey yapmamaktan canı sıkılan insanların yine hiçbir şey yapmamaya devam etmesi gibi ironiktir “nasılsın” demeler.
Bu lafın var olma süreci, gerçek bir hayattan uyarlanmıştır. Benim çevrem çok kalabalıktır. Arkadaşım, dostum, beni seven olduğunu söyleyenim çoktur. Lakin ben kendimi bildim bileli yalnızımdır ve tek başınalığımda da başarıya ulaştığıma inanıyorum. Yalnızlığıma rağmen “nasılsın” diyenim çok olmuştur.
Farkında mısınız, “nasılsın” sözünün sonunda soru işareti yok. Çünkü bu söz bir soru değildir, selamlaşmanın bir parçasıdır. “Merhaba, nasılsın, görüşürüz,” sözlerinin içleri boştur, anlam yüklemeyin. Ben anlam yükleyip sahiden cevaplamaya kalktığımda garipsendim ve hatta “görüşürüz”den sonra randevulaşmaya çalıştığımda telaşla ne yapacaklarını bilemeyen insanlar gördüm.
Birileri size, “nasılsın” dediğinde otomatik olarak “iyiyim” deyip aslında hiçbir değer alışverişi olmadığını kimsenin fark etmiyor oluşuna şaşkınım. Bu farkındalığı paylaşmaya kalktığımda da yadırgandım, sanki koskoca toplumun kalıp yargılarına balyoz indirmişim gibi suçlandım. Gerçekten de nasıl olduğumuzu kimsenin sormuyor olduğunun farkında değil. “Nasılsın” kelimesi çoktan yozlaşmış, yeşertmek çok zor.
Bugün, saat iki ila dört civarında telefonda konuştuğum biri, bana akşam vakti tekrardan “nasılsın” dediğinde de yadırgadım. Bunu da çok sıklıkta yaşıyorum. Aynı gün içinde defalarca “nasılsın” diyenlerim var. “Saatler önceki iyiliğim aynı seyirde devam ediyor,” dediğimde laf sokmuş oluyorum. Kırılan da var aman Rabia işte, yine Rabialık yaptı diyen de. Aslında kendimi zor tutuyorum bu saçmalık içinde.
Sen de nasıl olduğunu deyiver madem sürekli “iyiyim” demek istiyorsun, diyenler çıkıyor, yine çıkacaktır da. Onu da denedim. “İyi değilim,” veya “Hastayım,” ya da “Kendimi çok kötü hissediyorum,” diyebildiğim içimden taştığım zamanlar oldu. Karşılığında ise “Hımm…”, “İyiydin, ne oldu ki şimdi durduk yere…” ya da “Bir şey olmaz, geçer,” gibi ruhsuz, umursamaz tepkiler aldım. Çünkü insanlar gerçekten de birbirlerine nasıl olduklarını sormuyorlardı. Sormadıkları sorunun cevabı da havada kalır. Tutan olmaz, duyan olmaz.
Canı sıkılanların birbirine yazdıkları, seslendikleri bu sözün, içi dolu olsaydı belki birbirimize işte o zaman derman olabilirdik. Birbirimize belki o zaman arkadaş, dost, seven olabilirdik. Ben arada yapıyorum bunu: “Nasılsın?” diyorum, ben dediğimde insanlar anlıyorlar onların nasıl olduğunu sorduğumu. Patır patır dökülmeye, anlatmaya başlıyorlar. Öyle taşıyorlar ki, sanki yıllardır onlara “Nasılsın?” diyen olmamış gibi; hep bu anı beklemiş gibi… En son anlatımları bittiğinde öyle derin iç çekiyorlar ki ve rahatlıyorlar ki… Bu rahatlık onları hafif bir sarhoşluğa bile götürüyor, diyebilirim. Resmen bir insanın birkaç dakikada dirilişine, canlanışına, yeşermesine şahit oluyorum. Bu bana hem mutluluk veriyor hem de acı. Birine destek olmak güzel hissettiriyor lakin birilerinin, çokça birilerinin birbirlerini hiç umursamıyor oluşunu görüşlerim ise hüzünlendiriyor.
Oysa ne kadar basit şeyleri es geçerek ne kadar büyük yüklerin taşınmasına şahit oluyormuşuz.
Sık sık “nasılsın” demek yerine nadiren “Nasılsın?” diyenlerimizin ve dediklerimizin olması dileğiyle…
Ee, nasılsın?