Yardımsever Olmak mı Yardımcı Olmak mı

Category: Denemeler 23 0

Başlıktan da anlaşılacağı üzere iki kavram ve iki genel gerçek üzerine değineceğim: bazen kavramlar sorgusuz yutuculardır bazen de kavramsız inançlar… Üzerinde düşünülmesi gereken bir noktaya vurgu yapmak istiyorum lakin bu vurgu yapacağım nokta pek de seslendirilebilecek türden değildir.

Bazı kör kütük inanılanlar her ne kadar istenmeyen de olsa dile dokunmaz. Kalp başka, dil başka konuşur; peki davranışlar? Onlar en dürüst olanlarıdır içlerinde… Süre değişebilir elbet. İçtenliğin, dürüstlüğün de ortaya çıkma, sürdürülebilme ya da görünmez olduğu süreleri değişkenlik gösterir. Attığım okun hedefi vurması her zaman mümkün olmayadabilir. Belki de, benim okun yol alma hızı düşüktür, mümkün olamaz mı? Hızlı düşünüp yavaş yavaş gerçeklerin olacağına inanırım; öyledir de zaten yaşamda.

“Yardım etmemi ister misin?” ya da “Yardımcı olmak istiyorum,” iki farklı cümle ve tek anlam. Çok hoş değiller mi sizce de? Çok sempatik ve oldukça çekici olan bu cümlelerle herkesi, her koşulda -naçizane kaba bir tabirle- tavlayabilirsiniz. Gönül ya da ruh yakalamak, derim buna ben. Toplum bir denizdir ve ben de ruh ya da gönül yakalamak istiyorsam oltama bu yemlerden takarım. Yalnız, burada dikkatinizi çekerim ki ben bir yardımsever değilim. Hiç olmadım, diyemeyeceğim elbet. Bir aralar oldum, çoğunluk gibi… İçi dolu yardımseverler ile içi boş yardımseverlerin içlerinde bulundum. Çok fazla komplikasyon var. Hangi ucundan tutarsanız tutun, mantık dışına taşar, şaşırır, hüsrana uğrar ya da dayak yersiniz. Evet evet, bayağı dayak yersiniz.

Yardımsever kimdir?

Tatlı Esme’nin enerjisini kimsede görmedim. Öyle güler yüzlü, şen, sempatik, şakacı… Ve çokça koşucu… Evet, koşucu… Hep koşar, herkese, her şeye… Adrenalin bağımlılığı var bence; yürüdüğü zaman yüzü nadiren de olsa kısa süreliğine düşer. Israrcıdır. Yorulduğunu hissetmez fakat bence o çok yorgun; gözaltı torbaları, morlukları, saçlarının dökülmesi, sürekli kolu bacağı yaralı olması… Ne komik, ne sevimli bir sakarcık, der güleriz. İşin aslı gerçekten de nedir? Beni hiç kahkahaya boğmayı bırakın, pek de derinden güldürmez, üzülürüm onu gördükçe. İçim acır.

Tatlı Esme’nin çevresi oldukça kalabalıktır. Kalabalık olmasına kalabalık olsa da sırrını paylaştığı insan var mıdır, şüpheliyim. Kimse onun hakkında özel ya da derin bilgilere sahip değildir. O bu kaosla işleyen dünyanın yegâne meleğidir. Herkes onu çok sever; herkes hem de… Bir kişi bile düşman değildir. Bir parti mi verilecek, ev mi taşınacak, projesine gönüllü mü aranıyor, canı mı sıkılmış, gezmek istiyor ve kimseyi bulamamış mı, öfkelenmiş ve bu öfkesini kusacak insan mı arıyor, bebeğini bırakacak komşu mu arıyor, iş mi arıyor, annesinden izin koparacak temiz biri mi lazım, Esila sevgilisiyle buluşabilmek için yalan söyleteceği bir arkadaş mı arıyor, bugünlüğüne kasada duracak gönüllü birine mi ihtiyaç var, her an, herkesin aklına tatlı Esme gelir. Peki, tatlı Esme’mizin hiç mi müsaitsizliği, derdi, kendi alanı, duygusu yoktur? Esme’nin aklına kim gelir? Biri gelir mi?

Hâlden anlayan, gönülden de anlar, insanlıktan da. Peki, çokça insanlığı anlamak sağlıklı mıdır yoksa patolojik bir sorun mu?

Ah, tatlı Esme’m! Ne çok sorumluluğu var: tanıdığı ve tanımadığı herkesin mutlu eder, hayatlarını kolaylaştırır, güldürür, dertlerinden dolayı deşarj eder, ilgilenir, sever, şefkat gösterir, hoşgörü gösterir, affeder, dinler, susar, motive eder, başarılı olmalarına yardım eder, küsleri barıştırır, kavgaları önler, çöpçatanlıklarda köprülük yapar, en güvenilir kargocu ve habercidir, en enerjik çocuk bakıcısıdır, doktordur, psikologdur, her branşa yönelik bir öğretmendir, mimardır, temizlikçidir, bankacıdır, kredi verir, en şefkatli anne, baba, abla, kardeş, eş, hemşiredir; o her şeydir; en önemlisi tek anlayandır. Ne çok şeysin sen tatlı Esme.

İster istensin ister istenmesin, o her an hazırdır yardım etmeye. Sadece insanlar için yaşar; kendinden haberi yoktur. Kendini tanımıyordur. Ne isteyip ne istemediğini bilmiyordur. Ona, onunla ilgili ya da ne istediğine dair bir soru sorun, şaşırır, düşünür, düşünür ve sonuçta cevapsız kalır ya da yine birilerini mutlu edecek bir karar verir. O çok yardımseverdir; sadece yardım etmeyi seviyordur, gerisi muallak.

Oysa sadece yardımcı olmak açısından düşünürsek, yerine, zamanına, kişisine ve en çok da kendine uygun yardım etmeler, daha da sağlıklı ve faydalı olur. Herkese düşen sorumluluklar, sahibine kalır, oblomovluk daha da ilerlemez ve bulaşmaz. Her çocuğa annesi bakar, çocuk ebeveynine yalan söylemez, arkadaşlar kendi çabasıyla başarılı olur, çiftler iletişimlerini kendileri kurar ve birliktelik daimi desteksiz, kendiliğinden de ilerler; anne, baba, eş, komşu, arkadaş, dost, meslektaş ve herkes kendi rollerini kendileri oynar yaşar. Toplum sadece yardımseverlerle ayakta durmaz, kendisini oluşturan tüm bireyleriyle var olur. Diğer türlüsü, aşırılığı, atığı arttırır; doğa devamlı tükürmek zorunda kalır, denge sarsılır, belki de düşer.

Yardımsever olmak değil, yardımcı olmak yeğdir. Yetmediğinde, son noktada, düşmeden hemen önce, yok olmadan, dağılmadan, depresyona sürüklenmeden, kırılmadan hemen önceki yardımları sahiplenmek gerek, ötekilere ait olan sorumlulukları değil. Bazen de yardımcı olabilmek için tanımak gerek, bilmek gerek; çatapat atlanılmış yardımlar onarıcı, inşa edici olmayabilir.

Bir de buradan bak. (;

5600cookie-checkYardımsever Olmak mı Yardımcı Olmak mı

Related Articles

Add Comment