En iyi baktığımız yerdeyim: geçmişin birinde, tarihte. Neden geçmişin biri? Çünkü hangi tarih olursa olsun, fark etmez, içerik aynı. Değişmesini istediğimiz fakat hiçbir ilerleyen süreçte değişmemiş olgular… Olgular, diyorum; olaylar değişse de tema ve sonuç aynı. Aşkla atılır, buhran ile biter. Çok karamsar geldi, değil mi? Karamsar lakin kaçınılan gerçek.
Tarihin mezarları acılarla, sahiplenilmemiş mutluluklarla, özlemlerle, keşkelerle doludur. Arada bir kazıyıp, eşeleye eşeleye, tırnaklarımızı kıra döke çıkardığımız mutluluklara bakın, onlar da bizim değildir genelde; bu sebeple devamlı iç çeker, özler dururuz. O mutlulukların kökeninde ise gerçekleşmesini istediğimiz hayaller ve bunlar için attığımız sadece emeklemeler vardır. Ya yürüyüş ya da koşuşlar?
Bu karanlık gelen bakış açısına rağmen nedense geçmişi de severiz, ona bakmaktan, iç geçirmekten de kendimizi alıkoyamayız. Acıların, hataların, keşkelerin ve özlemlerin tuhaf bir tutunuşu var üzerimizde, anlaşılmaz bir çekiciliği demeliyim belki de. Sırf acılarla, hatalarla yaşamayı seçen bir kitle de var: düşünürler, şairler, yazarlar vb. sanatçılar… Tanrısal bir istenç olur; gücün hem nedeni hem de sonucu. Bir tür mazoşizm. Ve bu bazıları da bilir ki acı, en verimli ilham yöntemidir; yarattırır.
Tarihin tozlu raflarında dolaşıyor, küflü havasını soluyorum. Küf kokusu, beni kendimden geçirir. Anında ve hızla, o hafif küf kokulu, çocukluğumu geçirdiğim evde bulurum kendimi. Koku, çok güçlü bir etken; beş duyu içinden talamusa (değerlendirme merkezi) uğramadan ön beyne ulaşan tek duyu. Kokudaki bazı kimyasallar, sinir sisteminde, “hoşa giden his” uyandıran dopamin vb. hormonlar üreten ödül yollarından geçerler. Bu da kişide beğeniye ve daha fazlasını istemeye yol açıyor. Çok çeşitli koku bağımlıları var: benzin kokusu, kitap kokusu, çimen kokusu, toprak ve yağmur kokusu, klor kokusu, ahşap kokusu, sabun kokusu, çikolata ya da ekmek kokusu, oje ya da kan kokusu vb.
Giriş kattaki evler hep küf kokar o zamanlar. Bu koku, bana aittir. Kendimi bildim bileli solurum. Evet, doğru bildiniz, astımım da var. Her kriz, o kokuyu geri çağırır bana. Beynimdeki sinir sistemi, acayip ağlarla örülüdür. Bazen olur olmaz yerdeki kokular, seslere, görüntülere, tatlara dönüşür. Böyle zamanlarda kontrol bende değildir; düşlemim gerçeğim olur, gerçek ise yok… Bu durum hiç rahatsız etmez. Tanıdık olan geçmiş, güvenli gelir; yabancı kalan gerçeklik ise korkutucu. Annem yine mutfakta, güzel kokulu bir şeyler pişiriyor. Evimiz ya yemek kokar ya da deterjan. Çok temiz, çok çok temiz bir evde büyüdüm. Yaş alan annelerin, çok çok yaş alan annelerin o muazzam kokulu kurabiyeleri, kekleri, poğaçaları, makarna ve pilavları -nedense- yok oluyor. O kurabiyelere, keklere, poğaçalara ne oluyor, şimdi neredeler? Saklambaç oynamak için büyümüş sayılır mıyız hâlâ?
Aklıma Proust geldi. Proust’un madlen kurabiyeleri ve benim küf kokum. Varoluşçu melankolik yazar Marcel Proust, bir parça madlenin çaya batırıp verdiği tatla çocukluğuna doğru çıktığı yolculuğu anlattığı eseriyle -Kayıp Zamanın İzinde- hepimizde olan o öforiden -geçici, ruhsal olarak iyi hissetme hâli- bahsediyor. “Proust Etkisi” ya da “Proust Fenomeni” olarak adlandırılan bu durum, tat, koku, ses gibi duyumların etkisiyle anıların geri çağrılmasında kullanılıyor. Koku uyaranı ile yapılan araştırmalarda görülmüş ki, koku ve tat duyuları, hipokampus (beynin uzun süreli bellek merkezi) ile amigdala (duygu merkezi) doğrudan bir bağa sahip. Yani, ani bir ahşap gıcırtısı ile anında anneannenizin bahçesindeki o etrafa atılmış odunlara takılıp düşüşünüz zihninizde canlanabilir ya da havuçlu-naneli makarnanın kokusuyla annenizin mutfağına gidebilir ya da sevdiğiniz birini düşündüğünüzde ona ait olan o parfüm kokusunu burnunuzda hissedebilirsiniz. Belki de o parfümü saklamalıyız; malumunuz, elimizdeki parfüm ve taşıdığı anı, şu anı ve geçmişi, âdeta aynı anda, üst üste, geçişli iki gerçeklik ya da iki düşlem olarak bize sunar.
Şimdi, ben, Miss Penolope Cafe’de tek başıma, o eski ahşaptan yapılma koltuğunda oturmuş, aynadaki yansımama uzanırken gözlerim, anneannemin bahçesindeki o dağınık odunları görüyor, dilim tütsülenmiş peynirin etkisi altında, burnum ona ait parfümünün esiri olmuş bir hâlde.
Konuşan Görüntüler
Paylaştığın için teşekkür ederim. Okurken acaba sonu nereye varacak diye kendi kendime düşündüm. Son zamanlarda kafamı kurcalayan bir konu üzerine duygularımı tasvir etmişsin. Biraz ürperdim diyebilirim. Şaşkınlık içinde okumaya devam ederken satır aralarına biyoloji bilgisi vermen tatlı olmuş. Madleni ben hep çikolata olarak bilirdim. Daha doğrusu çikolatanın bir özelliği diye aklımda kalmıştı. Farklı bir nesne ile kullanıldığını sen de gördüm. Bakınca genel bir ifade olmasına rağmen neden kimsenin kullanmadığını anlamadım.
Neyse konuyu kapatayım biraz daha geçmiş üzerine konuşalım.
Geçmiş kötü bile geçse nedense onu özler ya da anımsarız ya da hatırlamak için çaba sarf ederiz
Sen benim gözümde bir sanatçı Bir şair bir yazar bazen de bir hatipsin. Acaba diyorum sen de geçmişten Daha doğrusu geçmişi düşünmekten keyif mi alıyorsun. Okurken benim aklıma bu geldi.
Söylemlerimiz genelde seninle gelecek üzerine çoğunlukla. İç dünyada dünyana biraz yolculuk ettim sanırım. Neden hep geçmişi düşünüyoruz kendimi sorguluyordum bir süredir. Hatta dün bunu dun arkadaşımla da konuştum. Arkasında böyle bir yazı. Çok şaşırdım çok. Sanırım bende de biraz sanatçı ruhu olabilir. Hep mekanik olacak değilim ya.
Yazın da varoluşçuluktan bahsetmişsin belki onun birazcık açıklamasını yapsam fena olmazdı. Gerçekten onu öğrenmek isteyen bir şekilde öğrenir ama nedense aklıma geldi. Okurken bir bakma ihtiyacı duydum diyebilirim. Bu hali de yazının da birazcık bölünmesine sebep oldu.
Bir anda canım kurabiye çekti. Kurabiyelerini daha geçen bitirmiştim oysa ki. Tadını ve verdiğin yemek aklıma geldi. Galiba onun lezzetli kılan da senin verdiğin emekti bir isteyerek yapmandi.
En sonda kafeden bahsetmeyi ihmal etmemişsin 😁 acaba reklam parası mı aldın ya varsa öyle bir şey ben de yapayım. Şaka bir yana sana bu ilhamı veren ortamın hakkını verip bahsetmen ince bir davranış olmus.
Eline sağlık.
admin
😁 Çok teşekkür ederim yorumun için can dostum… Yine konuşuruz detaylıca… Hep var ol… (: