Geçmişten Gelen Mektup
Kim sonsuza dek bugünde yaşamaya dayanabilmiş ki? Eninde sonunda geçmişe koşar, sarılırız. Çıkarırız mektupları; Okur, okur, içeriz anıları harf harf. Hücrelerin en küçük atomuna kadar işleriz onları, Yeniden inşa ederek.…
Kim sonsuza dek bugünde yaşamaya dayanabilmiş ki? Eninde sonunda geçmişe koşar, sarılırız. Çıkarırız mektupları; Okur, okur, içeriz anıları harf harf. Hücrelerin en küçük atomuna kadar işleriz onları, Yeniden inşa ederek.…
Etrafta koşuşturan çocukların çılgın sevinci, Yetişkin kahkahalarının şartlı vızıltıları, Bardak ve kaşıkların uyumsuz tınısı, Ve soğuk, ve yemyeşil bir bahçe, koyulaşmış bulutlar… Oradayım, hayır hayır, buradayım, O koyulaşmış bulutların altında…
Köpekler kovalayan meleklerle sarılı şehrin sokakları, Kan damlıyor sokak lambalarının titrek ışıklarından, Azgın köpeklerin hırlamaları birer birer yıldırım olarak düşüyor, Yeryüzü kalabalık, öfkeli, telaşlı ve korku dolu. Sancısı bitmiyor ürkek…
En iyi baktığımız yerdeyim: geçmişin birinde, tarihte. Neden geçmişin biri? Çünkü hangi tarih olursa olsun, fark etmez, içerik aynı. Değişmesini istediğimiz fakat hiçbir ilerleyen süreçte değişmemiş olgular… Olgular, diyorum; olaylar…
Ah, ses! Böyle bir giriş yapmak istedim. “Ses”i ne çok yerdik, dışladık, öteledik, susturduk. Sükunetin kutsallığı üzerine ne şiirler yazdık… Aşkın sessizliğinde ne efsaneler anlattık, değil mi? Huzuru, kendini duymayı,…
Uyuyakalmışım yine, saatler geçmiş, yine gece, yine nahoş bir sessizlik Ve kapımda bekleyen bir okunmayı bekleyen bir mektup… Kuzgunlar kapımda sevgili, mektuplarını onlar getiriyor. Korkuyorum, korkutuyorlar ve sen yoksun yine.…