Taşarak Yaşamak

Category: Şiirler 47 0

Karanlık bir salondu, biraz serin,

Nazım’ın sesi duvarlara sürtünerek tüylerimi ürkütürken,

İçimde kıvranan kelimeler çoğalıyordu.

Nazım “yaşamak” dedikçe cılız bir ışık yarıyordu karanlığı,

Her biri bir kapı arıyor gibi yayılıyordu koca salona.

Her yayılma ile kapı daha çok daralıyordu,

Ve ben o daralmanın içinde boğuluyor,

Taşacak yer arayan bir su gibi titriyordum.

 

Nazım gibi, Orhan Veli gibi, Cansever ve Uyar gibi,

Anlaşılamamanın pası çöktü üstüme, kat kat,

Suskunluğun içten içe kemiren o tortusu nefesimi değil,

Yaşam sevincimi tüketti önce.

Yine de eğildim kendime, omzumdan tutup yasladım,

Kırılmış yanlarımı topladım;

Öğrenmenin o içten ısıtıcılığıyla yeniden doğruldum.

 

Etrafımdaki insanlar adı konmamış oyunlar kuruyordu;

Bazıları süslüydü, ışığı bol,

Ama içi çürük bir kutu kadar boş.

Bazıları sessizdi, kopmaya yakın bir gergin telin ucunda,

Bir anlık düşüşün yarım bırakacağı tuzaklar duruyordu.

Bu oyunlarda kimsenin eli tam değil,

Kimsenin yüzünde gerçek bir ifade yok.

Yapmak yerine bozmak,

Anlamak yerine didiklemek,

Yakınlık yerine gölge aramak var.

Kısa bir zafer kırıntısı uğruna,

Uzun bir mutsuzluk biriktiriliyor.

Sonunda ne kazanan kalıyor,

Ne de gerçekten bir şeyler hisseden…

 

Ben mi…

Ben ise o içimdeki sıkışmış harfleri birer kıvılcım gibi savurmak istiyorum;

Anlamlı ya da anlamsız dizilsinler sıraya…

Belki bir tanesi bir ruhun çatlağından sızar,

Yalnızlığa yoldaş olur,

Kendi içinde yer bulur;

Ve ben, nihayet,

Taşarak var olurum.

32400cookie-checkTaşarak Yaşamak

Related Articles

Add Comment