Neyim ben?
Dünyanın ritmine ayak uyduramayan bir nota mı?
Sessiz bir şarkının histerik bir melodisi mi?
Göğün altında bir köşeye sinmiş ot mu?
Bir fırtınanın görünmeyen yağmur damlası mı?
Neyim ben?
Bir taş kadar bile yer bulamadım toprakta,
Suya fırlatılmış o taşın dalgasıyım;
Genişleyen ve silikleşen birkaç halka, sonra sessizlik.
Ufuksuz bir okyanusta yüzüyorum, tükenmişim;
Her an kırılmaya hazır camdan bir beden içindeyim,
Sarılmış bir gölgenin ışıksız, izsiz tutuşuna borçluyum.
İnsan denen bir ülkeye varıyorum;
Kapalı kapılar ardında kimsecikler yok.
Birer kum saati arkadaşlıklardan dönüyorum,
Sonra başka buzdan kalabalıklar içine karışıyorum.
Var olmakla kaybolmak bir olmuşçasına göz kırpmaya korkuyorum,
Bir yıldız gibi yanıyorum ama kimse görmüyor.
İçimde kocaman bir yara var, adı yok;
Kimseye emanet edemediğim bir karanlık sanki.
Aynadaki yüz, benim yüzüm değil,
Yalnızlığın o yakıcı zif suyu akıyor üzerime.
Çaldığım kapılardaki yankılarımla savruluyorum,
Hiçbir düşüş, yeni bir başlangıcı çağırmıyor.
Süslü kelimelerim var sadece elimde,
Şiirlerimi dokuduğum bir dünyanın düşsel vatandaşıyım.
Toprak susunca gökten pamuk iplikleri yağıyor,
Tutunuyorum birer cümle gibi satır satır, silinmeye hazır;
Biliyorum bırakmalıyım, koptu kopacak,
Rüzgârın her an koparacağı o anı bekliyorum.
Çok konuşuyorum, hızlı hızlı, ritmik ve derin;
Sadece filmlerdeki kahramanlar dinliyor beni.
Onlar da bana kör, kolları birer hayal;
Devamlı yetinmeyi öğreniyorum.
Artan bir azalmayla yol almak kadar uyumsuz,
Geriye bakmayacak kadar da gururlu bir noktadayım.