Hırpalanmış rüzgâr, tekliyor, sürüklüyor peşinden karanlığı,
Yıldızların hepsi geride dağınık, bir başına, omuzları hançerli ellerle,
Benim içimin duvarları ısırgan kaplı, üfledikçe rüzgâr, üfledikçe,
Yükseliyor bir ses göğe, akan sıvılar taşıyor göğe.
Başını ara ara sakladığın göğsümde yaran eller dua ediyor şimdi,
Göğe doğru her şey, sesler, sesim, ahım,
Kaybolmuyor, kaybolmuyorlar ama bulamıyorum da.
Dur, bir yıldırım, yıldırım düştü göğsüme, dağılıyorlar,
Her parça bir yanık kokusu, hırs tütüyor, kan bile bulaşmadı.
Yara yara, deşen eller, gözleri, kıvılcım taşan gözleri de üstünde,
Saklandığın, sakladığım yer üstünde, yükseliyorlar göğe,
Tutmayan ellerimin derisi yok, ışıl ışıl kırmızılıkların parıltısı dondurucu,
Ne karanlık ne de kırmızılar korkutuyor, hançerli eller gülüyor.
Gülenler korkutuyor, korkuyorum, çok korkuyorum,
Gülenler yaklaşıyor, yeryüzü uzaklaşıyor bana,
Ay ışığı kayıp, yıldızlar kayıp,
Ayaklarım boşluk tarafından yutulmuş, başucumda küflü güller açmış,
Herkes mi kaçmış eski maviliklere?
Soluğumda bir vahşilik, gelme, seni de korkutacak bu yerler,
Seni de korkutacaklar bu gülenler, dua eden kırmızı parıltılı eller.
ADNAN TOKMAN
Bir kalemin, bir yürekte can bulurken. dökülen kelimelerin ellerin arasında gül misali, yanık yürekte tuten yazdıkça yazan o narin ellerin sesine okudukça avuç içinden dualarla şükranlarımı sunar. Güzel paylaşımın paylaştıkça daha da güzelleştiriyor yüreklerimizi. Teşekkür ediyorum Sayın Yazarım ❤️🌼🙏🤗
admin
O sesin duyulması, kelimelerin ise gönüllerde yer bulabilmesi ne güzel… Ben de teşekkür ediyorum Saygıdeğer Adnan. (: