Kül rengi elbisemin üzerindeki bir is tanesiyim;
Aynadan yerini bulmaktı kendime bakmak…
Ben baktığım mıyım yoksa sadece bakmaya iten miydim,
Sorusu bile yeterdi dünyamda olmaya, kendi başıma,
Bir avuç sevinci de yeterdi, hüznü de yeter.
Kafamın bulutları yağmur getirmiyor,
Etrafı allak bullak dağıtan is bulutlarında yüzüyorum,
İzliyorum, dalıyorum, yarıyorum, yağmalıyor bir bir,
Biraz göğüme şemsiye olanları, biraz ayağıma kay kay;
Biraz da sırtıma vurup geçen iyilerin omzuna vicdan asıyorum.
Sonra nem kalkıyor yerden, uçuşuyor pamuk pamuk,
İsten ruhlara başlık parası biriktirecekmişim,
Bir şizofreni, iki şizofreni, üç…
Say, say, say dostlar, sayalım ve satın alalım mı,
Satın alınanların dillerinde kancalara takılmış sallanmak,
Her damla kanla beraber göğe daha da âşık,
Ayaklarından bihaber kalmış olmak askılarda,
Kancalar yırtar gözlerin soyduğu bedenimi kat kat,
Dokunamayanların elleri hançerli, düşler duman duman…
Şimdi, uzanmak göğe, kancadan boşluğa asılmak mı,
Yeğdir, iyidir, cennettir düşmek dipteki yalnızlığa.
Bıkmadı huzursuzların intikam ateşi,
Tükenmedi hırs, öfke, arzudan divane akan salyaları.
Sadakat taşımayan gölgelerin limanında,
Kırmızı pırıltıların yaydığı ılık koku, ıslak rüzgâr,
Dikenli kafeslerin içinde kalmanın dışındaki huzura bedava bilet verdi,
Satmadı, aldım, acı kokan ilk armağanım, haykırıyor, ölü ama aşk dolu.