Soğumuş bir kavganın dahi ayağı tekleyebilirdi;
Kalbi delik bir adam ile kalbi delik bir kadının yürüyüşlerini izledim bugün,
Ne düşmemek için kol kola girdiler,
Ne de düşmekten korkan bir gururun şüphesi vardı duruşlarında.
Birbirlerini kovalayan iki duygunun zeytin dalları da büyümüyordu;
Ateş, har, çılgınlık, heyecan, arzu kol kola geziyordular da,
Ya güven, ya sadakat, ya huzur, ya dinginlik neden susuyorlar?
Susmasınlar, susan her şey patlıyor, içten yiyerek, dağılarak, parçalayarak,
Dağılıyor, yağmalanıyor gömdüklerim, mabet saydığım ah köşem…
Ve susmayı unutturulmuş öfkem, en sahici duygum,
Yutmuş karanlığı da, yıldızları da, acısıyla tatlısıyla…
Ellerimi semaya açamadığım utancın, umudun kökünü kurutmuş,
Düşmek, düşmek ve kalmak istiyorum, apar topar dağılmak, parçalanmak…
Bütün kalabilmenin ağırlığı çöküyor yine yeryüzüne,
Hayırsız düşlerin peşine düşmenin özlemi tütüyor dudaklarımdan mırıl mırıl;
Duy, duysun aminlerin en büyüğüne sahip azizler,
Duysun da mühürlerim baltalansın, kalelerim yıkılsın,
İyileşmek için bekleyen kanatlara, anlatacak şiirlere, melodilere,
Örtünecek perdelere ihtiyaç kalmasın, güneş sarsın beni;
Bir çift bakan güneş, doğsun o zifiri odaya açmadan pencereleri.
Geçecek biliyorum, geçecekti nefes alıp vermeler, dinmesi kalbin ve atması;
Alışkanlıktı hep sevmeler de, korkular da…
Yaşamak da alışagelmiş olandı, ölmek de öyle olacak gömülen tarihe;
Doğru ile yanlışın arasında itilip kakıldıkça alışacağım ona da.
Acıtıyordu akıntıya kapılmak, üstüne düşenlerin sonsuzluğu insanın,
Ellerin tutunacağı her şey de kapılmıştı, gitmiştiler;
O an, bir gürültü koptu, tek gözlerim dondu, her şey ise akıyor hâlâ,
Düştü kalbi delik kadın ve yürümeye devam etti kalbi delik adam.