Basit.
Basit kavramı üzerine yoğrulacağım bugün. Arapça “bst” kökünden gelmektedir. Yalın, engelsiz, süssüz, kolay, bayağı, yayma, serme, açma, her zaman rastlanan, özelliği olmayan, olağan, bilgisi ve görgüsü sınırlı olan anlamlarına geliyor. Bunca anlam içinden “iyi-kötü”, “olumlu-olumsuz” gibi sonuçlarla çıkabilmek de yetenek ve cesaret ister elbette. Oltaya ne gelirse ya da havuza ne atarsan; sevinecek ya da bulanacaksın. Rast gele(!)
Basite indirgedim senin için. Evrimin olanca karmaşık, soyut, üstün ya da zengin detaylarından zekâya yer bırakmadan, uğraştırmadan, özünden, özgünlüğünden ya da özgürlüğünden taviz vererek hazır bir mama sunuyorum sana. “Hazır mama”, basit, iyi değil mi(?!)
İnsan, hem her şeye sahip olma hırsıyla koşarken hem de karşısındaki kişiden basit olmayı beklediği bir kolaycılığa kaçış yaşıyordu. Her şeye sahip olmak, komplekstir, zekâ gerektirir, düşünmek ve empati yapmayı. Sadece bir insanın değil, sanatın, nesnenin, bitkinin, gökyüzünün, fikrin bile empatisi yapılabilir. Sanatın empatisi, duygudaşlığa vardırır; nesneninki kullanılabilirliğe; bitkininki yaşatmaya; gökyüzününkü yaşamaya; fikrin empatisi, onu var olmaya iter, vardırır. Aslında basit, hepsi, kendi içinde, kendi özünde.
Kolay anladın, basit. İstediğini anlattım, basit. İhtiyacın olanı sundum, basit. Sen yorulmadın, basit. Sen düşünmedin, basit. Sen zenginleşmedin, basit. Sen hissetmedin, basit. Bre oblomov! Sen yaşadın mı sandın şu an?
Basit de büyür, olgunlaşır ve ölür.
Senin kritik zamanların gibi basit de evrilir, şekil alır ve değişir.
Sen değişirken, o basit kalamaz, belki de, ne dersin?
Söyle, hâlen basit mi kalsın istersin?
2.5.21.34