Sehl-i Mümteni Zarafeti

Category: Denemeler 15 0

Sözlükte “kolay” anlamına gelen sehl ile “gerçekleşmesi mümkün olmayan” mümteni kelimelerinden meydana gelen sehl-i mümteni söz sanatının anlamı, “elde edilmesi hemen hemen imkânsız kolaylık” demektir.

Sehl-i mümteni, tabiî olarak sanatkârdan doğan mananın, gösteriş ve aşırılıktan uzak, kısa ve öz, düşündürücü ve ders verici nitelikte olması, taklit edilmesini imkânsız hâle getirir. İlk bakışta, okuyuşta ya da duyuşta, bunu ben de diyebilirim derken, ifade edilmeye kalkıldığında kişiyi yolda bırakan zarif bir yanıltmadır, aldatmacadır kendisi. Sanatkâr ve sanatseveri kendisine hayran bırakabilirken taklitçisini hayal kırıklığına uğratır. Mükemmel bir illüzyon…

Şâir, kelimelerinde cimri, manada açgözlü ve savurgan, üslupta letafet sahibi, biçimde ise minimalist ve estetik kaygısı güden bir sanatçıdır. Burada aklıma gelen Muallim Nâci’nin “külfetsizlik” şartı, en güzel ifade edişlerden biridir. Gereksiz kelimelerden arınmış anlam, sanatseverini kendisine bağlar. En çok şiire yakıştırılan ve yakışan sehl-i mümteni, sanatseverini şiirine âşık ya da maşuk yapar. Sanatçının dünyaya getirdiği mana, sanatseverinde beden bulur. Bir tür “ruh”tur mana şâirinde emanet duran, emanet edilmiş. Zamanı geldiğinde ve mekân sahip çıktığında “ruh” doğacak; sanatsever de hayran kalacak, kabul edecek ve o zaman sanat, vuku bulacak.

“Sehl-i mümteninin en büyük ziyneti külfetsizliğidir. Gayet tabiî ve akıcı olduğundan onu işiten ‘Ben de böyle söz söyleyebilirim,’ der. İşte o zaman ona yine sehl-i mümteni kabilinden olan ve onu imtihana çeken: ‘Zannetme ki şöyle böyle bir söz / Gel sen dahi söyle böyle bir söz’ hitabı gelir.” (Naci)

Sehl-i Mümteninin Üç Temel Niteliği

Sözlüklerden ve çeşitli makalelerden araştırdıklarıma göre sehl-i mümteni sanatında olması gereken üç temel nitelikten söz edebiliriz: sade olması, tasannu ve tekellüften uzak olması, öykünememesi. Bir nevi, eserin başı, eli ayağıdır. İçeriğinde ise çeşitli ikincil desteklerinden bahsedilecektir.

1- Sade Olması

Burada bahsedilen dilin net, açık ve çoğunluk tarafından anlaşılır olması olsa da bu kişiden kişiye göre değişkenlik gösterecektir. Asıl değinilmesi gereken nokta, sadelik sınırları değil, şâirin dili ile sanatseverine oldukça yaklaşması, doğumuna şahit kılması, mana okyanusunda önünü görebilen bir yelkenli olduğunu hissettirebilmesidir. Bunu yaparken özgün ve özlü bir Türkçe kullanmasıdır anlatılmak istenen. Bu, içeriğin düşünce, duygu ve hayal bakımından yoğunken; üslubun benzerlerinden aşkın ve üstün olması anlamına gelmektedir. Kastedilen biricik olması değil, tabiî ve akıcı olmasıdır.

“Ete kemiğe büründüm

Yunus diye göründüm” (Yunus Emre)

2- Tasannu ve Tekellüften Uzak Olması

Tasannu, bir şeyi olduğundan daha değerli gösterme, yapmacık demektir. Tekellüf de hemen hemen aynı noktaya düşer. Bir işi gösterişli bir biçimde yapmaya çalışma, özenme, gösteriş gibi anlamlarına gelmektedir. Göze en etkili, zarif görünen buradaki samimiyet yanlılığıdır. Tam burada aklıma düşen Mehmet Akif Ersoy’dur ki o, eserleri ile hayatı arasında hiçbir fark olmayan, en yapmacıksız sanatçılardan da nadirdir.

Mehmet Akif Ersoy, Yunus Emre, Karacaoğlan, Yahya Kemal Beyatlı gibi sanatçılar, överken ve severken samimiyetten taşmamışlar, yapmacıklıktan ve hadsizlikten uzak durmuşlardır.

“Yok bî-garaz muâmele ehl-i zamânede

Kimse ibâdet etmez idi cennet olmasa.” (Nâbî)

3- Öykünememesi

Şiir ve edebiyatın taklitten arınmış olduğunu söylemek yersizdir. Tarih, taklit ve öykünme çabalarıyla doludur. Taklitlerinin olması, sanatçı için rahatsız edici görünse de taklitlerinin etkisizliği, sehl-i mümteni eserini daha çarpıcı kılar. Üstün ve özgün olduğunun kanıtı olur. Çok az da olsa bazı taklitler, aslını aşar, sehl-i mümteni niteliğini taşır ve aslın, sehl-i mümteni olmadığını kanıtlar. Bu kategoride Ahmed Paşa ve Necati örnektir.

Başka bir örnek ile incelersek eğer Cahit Zarifoğlu ve Atilla İlhan’ın mısralarını mukayese edebiliriz:

“Ah şu yalnızlık / Kemik gibi / Ne yanına dönsen batar” (Cahit Zarifoğlu, 1977, Menziller)

“Yalnızlık / Çakmak taşı gibi sert / Elmas gibi keskin / Ne yanına dönsen bir yerin kesilir” (Atilla İlhan, 1993, Ayrılık Sevdaya Dâhil)

Muhtasaran, sehl-i mümteni, Türkçede zarafetin varlığı; dâhinin potansiyelinin dışavurumudur. Sözde vuruculuğun kuvveti, ruha dokunmanın yolağıdır. Ufalamadan anlatmanın kabiliyeti, bütünlükte estetiği kaybetmemenin görüngüsüdür. Katıksız da tat alabilmenin tarifidir.

4500cookie-checkSehl-i Mümteni Zarafeti

Related Articles

Add Comment