Yedi yıl öncenin sahibini görmek asırları birleştirir,
Yıllar sonranın armağanı, konuşkan yapmıyor dostum.
Önce kaç saat sustuk, sonra kaç saat konuştuk?
Bilmiyorum, masallara taşan bir andan bakıyorum göğe,
O andan uzak tüm şehre, insanlığa, doğaya, canlılara…
Ne daha yakın onun kadar?
Ne daha içre bu kadar var oldum?
Ellerini koyacak yer bulamayan çocuklar gibiydik belki de,
Dilleri dört nala koşan, sesleri duymadan konuştuk.
Tüm yeşillerin arasında saklanmış melodiler, günyüzüne güldüler,
Göğe doğan gömgök dualar ettik, aktık, and olduk, yâr olduk.
Zaman düşmandı, zaman kindar, zaman huysuz, zaman hırçın,
Saatleri aldı elimizden, dakikaları, saniyeleri aldı.
Güneş veda etmedi uzun süre, üstüne çullanan tüm bulutları hançerledi,
İlk dördüne bir gün kala masaya oturdu özlemler, hasretlikler,
Ay ile dost oldu güneş, ittifak kurdular, doğmadı ay, sustu, huzur koktu her yer.
Kışa papatyalar doğdu, hapsoldukları kirli ellerden kaçtılar,
Yanlış simalara soldular, döküldüler, düştüler yerin dibine,
Mezar oldu tüm yeryüzü geceye, gece saklanacak yer aradı,
Sığamadı mezara, göğe taştı, biz ağladık, ay doğdu.
Bir yüzyıl sonrasına daha söz verdik, tekrar gülecektik maviliklere doğru,
Tekrar yol verecektik birbirimize…
Ben yollara bakmadım onu görmemek adına,
O arkasını dönmedi, benden öteyi görmemek için.
Ah dostum, vuslat her şiirin hasletidir,
Söküp atamazsın, avuç içleri gökte yaşar, dindiremezsin.