Hiçlikteki Tanrının İştahı
Benim iştahım güneşleri söndürecek kadar eski, Ve ellerim, dokunduğu her mucizeyi boğacak kadar aç. Bir kadının teninde yürürken, sadece bir beden aramıyorum; O canın, o soluğun, o ışığın bana mülk…
Benim iştahım güneşleri söndürecek kadar eski, Ve ellerim, dokunduğu her mucizeyi boğacak kadar aç. Bir kadının teninde yürürken, sadece bir beden aramıyorum; O canın, o soluğun, o ışığın bana mülk…
Bir insan kaç kez ölür ki? Ben seni dört kez kaybettim. Kaç kere kaybedilir bir insan? Her defasında farklı bir ölüm, farklı bir mezar ama hiçbirinin adresi yok. Dört kez…
Her devrin karanlık çağını bağırır, ağlardı şair; Şiirler, gözyaşlarının üzerindeki mezarlıklar gibi, Taşınabilir, ayak altından eksilmeyen… Kuru ağaç dallarından izliyorum makber taşlarını; Üstüne sinmiş hece taşlarının anlatamadıkları. Kendilerine kül yutmaz…
Yedi yıl öncenin sahibini görmek asırları birleştirir, Yıllar sonranın armağanı, konuşkan yapmıyor dostum. Önce kaç saat sustuk, sonra kaç saat konuştuk? Bilmiyorum, masallara taşan bir andan bakıyorum göğe, O andan…
Hatırlar mısın, bir gün balık tutmaya gitmiştik hani… Çok hevesliydim, ilkti, ilkimdeydin. Her şey tam olmalıydı, günlerce hazırlık yapmıştım, alışveriş yapmıştım. Olta, kovalar; kovalar şeffaf olmalıydı, dışarıdan hâlen yaşadığına inanan…