Denizde Bir Günümüz

Category: Denemeler 17 0

Hatırlar mısın, bir gün balık tutmaya gitmiştik hani… Çok hevesliydim, ilkti, ilkimdeydin. Her şey tam olmalıydı, günlerce hazırlık yapmıştım, alışveriş yapmıştım. Olta, kovalar; kovalar şeffaf olmalıydı, dışarıdan hâlen yaşadığına inanan balıklar hakkında konuşacaktık. Yağmurluk ve çizme; özellikle çizme sarı, uzun ve kocaman olsun, demiştim. Sürekli giyilmeyecek, masraf olmasın, demiştin. Dinlememiştim. Senden gizli almıştım. Senin çizmeni de tam iki numara büyük almışım, hatırlıyor musun? Öyle komik, öyle tatlı görünüyordun ki… Çizmeden ben de ayakları sığdırmaya çalışmıştım ve düşmüştük. Ben unutamıyorum o anları, hâlâ gülüyorum hayal ettikçe… Sanki, zaman geçtikçe daha da komik hâle dönüşüyordu. Sonra yağmurluğun… Onu ise bilerek iki beden büyük almıştım. İkimiz aynı anda giyelim diye… Çok çocukçaydı, biliyorum fakat yine de ben mutlu olayım diye ses çıkarmıyor, uyum sağlıyordun bana. Sen de eğleniyordun. Çocuk oluyorduk bazen. Çocukken olamadığımız çocuğu yaşıyorduk yıllar sonra, beraber… Elimizden alınan çocuğu, biz beraber elinden tutarak koşuyor, oynuyor ve yaşıyorduk. Artık o çocuklar da mutluluk nedir biliyorlardı, bizim gibi… Biz beraber öğretmen olmuştuk, beraber de öğrenen… Sadece kaybolmayı bekleyen puzzle parçaları değildik, iki gözün gördüğü alanları bütünleyen bir beyindik.

Hatırlıyor musun, balığı sahilde tutmayalım, diye ısrar etmiştim. Bu dışarıdan bakan olmaktı geleceğe, mutluluğa, umuda, hayata… Dışarıdan izleyen değil, hayatın içinden baş kahramanları olarak yaşayanları olalım istedim. Denizin merkezinde tutulurdu balık, deniz tüm nazına rağmen verdiği kadar bize. Dahil olmalıydık, ait olmalıydık, bir damlası da biz olmalıydık denize ait, balıklardan farkımız neydi ki? Suyun üstünde olmamız mı? Belki de asıl boğulan bizdik. Boğulmak, sadece suyun içinde mi gerçekleşirdi? Ya, bize yeterli atmosferi, zamanı, göğü açmadıysa kader? Boğulmaz mıydık o zaman? Boğulurduk, en acısından.

Hatırlıyor musun, ne çok dolaştık bir tekne kiralamak için? Hiç de şikâyet etmedin. Hatta, ben pes ederken sen yeniden umutlandırıyordun; son bir yere daha, bir kişiyi daha arayalım… Ben senin verdiğin bu mücadeleye, hiçbir etkinliği tercih etmezdim. Belki de en keyif aldığım, mutlu olduğum bu koşturduğumuz anlardı. Benim için… Bizim için…

Dur dur, bir şey daha aklıma geldi, çok komikti. Bir tekneyi boş bulmuştuk da hani açılmıştık ya sonunda… Yine çoğu şeyde olduğu gibi sen daha başarılıydın; sekiz balığı daha ilk saatte tutmuştun bile. Benim kova da ise tek bir tane balık, yalnızlıktan kıvranıyordu. Nedense balığın yerinde ben olsam çok üzülürdüm diye düşünerek onu da senin kovana atmıştım. Ne gülmüştün bana o an. Sarılmıştın, başıma da bir öpücük kondurdun. Hemen şımardım ve bir şey yaptım. Tüm kovayı denize boşaltmıştım. Bir an coşkuyla ayağa kalktın, tam kızacakken dengeni kaybedip suya düşmene ne demeliyim ki… Yüzmeyi biliyor olmana da hayrandım. Tabii, o da yok bende. Sen kendi kendini kurtardın. Ara ara da beni kurtarırsın bir şeylerden ayrıca. İkimizin de kurtarıcısı olmak, nasıl bir his? Hiç içinden mızmızlanıyor musun, ben bilmeden? Evet, desen de inanmam zaten, öyle inanıyorum sana.

Hatırlar mısın, günü, eve balık götüremeden bitirmiştik fakat deliler gibi mutluyduk. Dolu konuşacağımız, güleceğimiz anlar biriktirmiştik, bize bunlar yetiyordu. Hiç kâr zarar hesabına girmezdik, girmedik hani… Deniz gibiydik; sahiplenici, tuttuğunu bırakmayan, doyumsuz, heyecanlı, meraklı, yerinde duramayan… Zaman gibiydik; kin tutmayan, akıcı, ileriye dönük bakan, iyileştiren, sürprizler dolu ve ölümlü. Sana bakınca şu an, ölümlü olduğunu hatırlayan o nadir insanlar kadar büyüyorum. Ölümlü olduğumu biliyorum. Kıymetini anlıyorum şimdinin. Elimizde olanın kutsallığını… Elimizde olanın… Elimde…

Biliyor musun, duyuyor musun, görüyor musun beni, bilmiyorum ama… Her gün geldiğim mezarının başına artık aylar sonra her hafta uğrar oldum. Bu kötü bir şey mi? Unutuyor muyum seni, unutuyor musun beni, her gün çağırmıyor musun ki acaba beni ki ondan ben yaklaşamıyorum yoksa sana? Korkuyorum. Şimdi, sen uyuyorsun, ben başını bekliyorum, koruyorum seni, mezarının başındaki o kocaman şeftali ağacını, çiçeklerini, mezar taşını, toprağının her bir tanesini… Tek tek tüm kum taneciklerinin yerine yerleştirmesini yapıyor, suyunu veriyorum çiçeklerinin, tozunu alıyorum taşının, kocaman kucaklıyorum şeftali ağacını da öyle dönüyorum. İbadet gibi…

 

23.9.21.34

2200cookie-checkDenizde Bir Günümüz

Related Articles

Add Comment