Hiçlikteki Tanrının İştahı
Benim iştahım güneşleri söndürecek kadar eski, Ve ellerim, dokunduğu her mucizeyi boğacak kadar aç. Bir kadının teninde yürürken, sadece bir beden aramıyorum; O canın, o soluğun, o ışığın bana mülk…
Benim iştahım güneşleri söndürecek kadar eski, Ve ellerim, dokunduğu her mucizeyi boğacak kadar aç. Bir kadının teninde yürürken, sadece bir beden aramıyorum; O canın, o soluğun, o ışığın bana mülk…
Yaşarken hayallerimizin peşinden sürüklendiğimiz aşikârdır. İster düşlerimiz dipsiz bir kuyuya terk edilmiş, sakat bırakılmış, çaresizliği kabullenmiş olsun, ister bedenimize sıkışıp kalmış bir ruh olmayı reddedip uçsun, uçsun, uçsun… İlk düşlerimizi…
Ellerimde senden kalan kırıntılarla kaldım öylece yine; Düştüm, istemeden takıldım toprağa, çamura, bedenime; Ben düştüm ve sen bıraktın, yanlışlıkla tuttun; Başka ellerin yanlışlıkla tutulması adlı tiyatrolar klişe artık. Ben kendimi…
Bugün son yolculuğumun ilk günü Melodi. İlk günlerin tedirgin heyecanları altında sırılsıklam olmuş, Kaçamak bakışlar içinde mi üstümde mi yürüyorum, Bilmiyorum; bilmemek acı verici Melodi. Sahiplenilmediğim yuvam olmuştu ilk…
Pamuk evlerin arasında yaşayan bir veli, Seyreyledi yeryüzündeki bir kefenliyi; Hatıralar kusurlu, cepleri delik… Beklemiyor, çıldırıyor belki de; Sesi yanık, sesi hasret kokulu, Ruhun bedii sokaklarındaki dilenciyim. Yüklü bulutları…