Bazen çok yoğun, travmatik olaylar zinciri sonucunda yazanda kitlenme, yani yazamama ya da zihindeki duygu ve düşüncelerin kâğıtta kavramlara bürünememesi, görülebilir. İlla ki yoğun ve derin süreçler kitler, diyemeyiz elbet. Bazen de çok akıcı ve etkili bir yazma sürecine girilebilir. Konu yazmak olunca kesinlik yoktur; sancı vardır ve bu sancıdan kurtulma isteği…
Birkaç gün önceye kadar kaç haftadır yazamadığım sancılı bir sürecin patlamasına maruz kaldım. Yazan için yazamamak, öfkeye, sıkıntıya, tahammülsüzlüğe ve boğulma hissine neden olur. Bir an önce içinden çıkmak, taşmak isteyenleri var etmek ya da doğurmak ister. Bir bebeğin doğuşunda izleyebileceğiniz bu sancıdan sonraki ferahlayışı, bir de yazanda -belki de sanatçıda da diyebiliriz- görürsünüz.
İşte, uzun bir sancılı dönem sonunda yazmak için mücadele veriyordum. Ikınıyordum uzun uzun lakin hiçbir oluşum yoktu. Bu sancı, iletişim ve ilişki kurduğunuz insanlara da yansır. Söylenecek şey sağlıklı ve doğru olmasa da belirtmek istiyorum. Siz, artık yazamama korkusu, bitmişlik, tükenmişlik düşünceleri ile boğuşurken insan ilişkilerinizde de istemeden bitirici, tüketici eylemleriniz olabiliyor. Bir şeyleri yanlış yorumluyor olabiliyorsunuz.
Şimdi de biraz komik bir yorum da bulunacağım; bazen de bu yanlış yorumlamaların sonucu olarak arkadaşınıza yazdığınız o uzun uzun olan paragrafların bir deva olduğuna şahit oluyorsunuz. Yaklaşık sekiz aylık -ki kendi başına bayağı uzun ve olabildiğince tanış olmayı sağlayan- bu süreçte dile getiremediğim bende oluşan rahatsız edici birçok duygu ve düşünceleri ifade ettiğim paragraflar yazdım ve en nazik ve en uygun şekilde arkadaşlığımızı sonlandırmak istediğimi belirtiyordum. Bu uzun yazış, bende başka perdeleri aralayıp pencereleri, kapıları açtırdı. Bundan sonra da uzun uzun üç şiir ve bir kurgusal deneme yazmıştım.
Sonradan bana anlatılan bir şey de ayrı bir farkındalıktı. Bu sancıdan kurtuluş sürecim bizzat dışarıdan izlenebilmiş. Bu süreci çalıştığım kurumların birinde yaşamıştım ve sancıdan kurtulup ferahlayışım, bizzat görüldüğü müdürüm tarafından dile getirilmişti. Bu hem çok hoşuma gitmişti hem de başka şeyler doğurmuştu zihnimde.
Duyguların ifade edilmesi, yaratıcılığı besliyor; gerek bizzat kendimizin ifade edilmesi gerekse bir başkasının bize ifade etmesi; her iki türü de yaratıcı. Yazmak isteyen için bu bir tetikleyici bir nokta, yöntem olabilir, denenebilir. Nasıl yazıyorum, güzel mi çirkin mi demeden, her türlü yazılabilir; bırakın sonuç, kendi kendini doğursun. En doğalından, en özünden, en sağlıklısından ve en doğrusundan…
Kıvanç Kasacı
On numara