Hasret Duyulan Bazı Şeyler Üzerine

Category: Denemeler 129 0

Yaşamaya çalışırken bazı şeyleri özleriz, bazı şeylere ise hasret duyarız. Bu çoğu kişiye göre belki aynı anlama geliyor lakin farkı büyük. Özlem duyduklarımızı yaşadığımız zamanlar vardır, tadını, kokusunu, verdiği hissi biliriz. Oysa hasret… O bambaşka ve daha acınası… Hasret duyduğumuz şey, yaşanmamış ama onu yaşamak için delicesine istek duyduğumuzdur, arzuladığımızdır. Ona âşığızdır ama bu aşk hiç nefes almamıştır. Burada olmayan şeyin umudunu yaşamak yatar. Başta tutarsız ve mantıksız görünür. Öyle değil.

Tanımladığımız, inandığımız onca şeyi düşünelim. Bunların bazıları, bu dünyada, ya da gerçeklikte, bir bedene sahip değildir. Sizden ontolojik bir sorgulama beklediğimin farkındayım, bu çok zor. Felsefenin temel sorunlarından biridir. Her özün ya da tözün ya da arkhenin var olması, somut olmakla ölçülemez, bu yanlış. Bu inandığımız Tanrı, ruh, akıl, irade, duygular vb. birçok şeyin çürütülmesi anlamına gelir ki o şeyleri bilmememiz gerekliliği ortaya çıkar. Biliyorsak vardır. Kaldı ki inandığımız kavramlar zihinde aynı anlamda ya da aynı görüngüde değil. Değişiyorlar. Aynılığı çıkarın, bu yok.

Benim konum tutarlılık. Biraz dürüstlük, biraz ölçülülük, biraz cesaret, biraz da sağduyu. Nesli tükenmekte olan tüm bu her şey… Bunlar düşündüğüm bir alan. Özlüyorum, çılgınca hasret duyuyorum. Onlar ise ölüyorlar; dağılıyor, yağmalanıyor ve yok ediliyorlar.

Bazı dokunulmaz, kıymetli, kutsal saydığım değerlerim var: tutarlılık, ölçülülük, dürüstlük, cesaret ve sağduyu. Şu an bunlardan birine bile sahip olan kişi, zayıf, budala, kandırılmaya müsait bir av olarak görülüyor. Bir kişinin kendi isteğiyle dürüstlük erdemini kullanabileceği akla gelmiyor, gelse de anlaşılamıyor: Sokrates’te olduğu gibi.

Günümüzde özellikle ilişkilerde (aile, arkadaşlık, sevgili, işveren-işçi vb.) sık sık taktiklerin, stratejilerin, yalan ve manipülatif söz ve davranışların kullanıldığı bir gerçek. Hatta bazı ilişkilerde sık sık bile değil; resmen taktikler ve manipülatif eylemler üzerine kurulu. Bu durumun yaygınlaşması, evrimin geriye doğru gittiğinin bir tür kanıtı. Bir tür içgüdüsel, dürtüsel eylemden farksız; güçlü olan zayıf olanı eleyecek. En güçlü manipülatif ya da stratejist, diğerini alt ettiğinde, alt edenin yaşamı doygun -buna Homo sapienste zengin ve otorite sahibi denir-, alt edilen ise gittikçe zayıflar, görünmezleşir; kimi de intihar ederek yok olur; düşünsenize, gelişmiş bir öldürme taktiği, böylece ortada maddesel bir katil yok. Her şey kuralına uygun, yani doğaya, o ilkel ve yırtıcı doğamıza.

Ben tam bu noktada elenen olan mahkumum; mahkumiyetim bedenimin zayıflığından değil, ruhumun bedenimin arzularından ayrı olarak yaşamasıdır ve inandığı değerlerinden bir türlü vazgeçememesindendir. Mesela, dürüstlük. Öyle bir yere oturmuştur ki zihnimde, alt edilemiyor, ben tarafından bile. Denedim. Tanımını, anlamını değiştirmeye çalıştım. Saf bir dürüstlükle art niyete karşı savaş açtım ve yenildim, defalarca hem de, yenildim, yenildim, yenildim. İkna edemedim. Arsızlığı şüphe götürmez olan dürüstlük inadımı kıramadım. Ama o benim boynumu, belimi defalarca kırdı. Toplum içine çıkamadım. Gün yüzü göremediğim zamanlar oldu. Maddi ve manevi kayıplar verdim; yeniden, yeniden başlamanın verdiği o acı içinde süründüm yıllarca. Kimse el uzatmadı. Çünkü dürüstlüğün eli yoktur. Olsa da tutulmazdı ki evrimsel süreçte körelmiş bu da diyeceğim bu noktada. Dürüst, hakkın ve adaletin eşiğinden savaşır. Kendisinden başkasına minnet eylemez. Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini bile bile her şeyin üstesinden gelmeye çalışır. Yalnızdır. Koşucudur; daima da yorgun. Yine de yılmaz. Sefalet içindeki o gururlu ve de bir o kadar mağrur görünümlü tanınmaz tek kahraman.

Tam böyle bir boşluğun içinde bir başıma savrulurken o imdadıma yetişir: Sokrates. O dürüstlük abidesi. Zarafetin, anlayışın, saygının, bilgeliğin yegâne timsali. Gerek sözleriyle gerek yaptıklarıyla tutarlı olmada en tepedekidir. Etrafımda tutarlılığa düşman çokça kişi var. Beklentileri ise bir o kadar tersi, karşısındaki kişilerin kendilerine karşı tutarlı olmasını isterler. Tutarsızlık doğuyor, gerçek olan bu gibi duruyor sonra bazı felsefecilere. Oysa bu felsefecilerin ezberledikleri ve onları taklit etmekten utanmadıkları filozoflar, bakın nasıl da tutarlıdır. Onları örnek göstererek ya da onların sözlerinden alıntıladıkları kitapları ve söyleşileri de pek bir manidardır. Karşı olduğun bir şeyin savunucusundan, hatta ve hatta eşsiz örneğinden aldığın derslerle kabarmak, gururlanmak ve zengin olmak. O bilgeler bu kişileri tanısalar yine de nazik olurlardı. Bilakis olmuşlardır da. Son anında bile kendisine ölüm emri veren Atinalıları savunan ve Devlet’in devamlılığı için gençleri öğütleyen bilgem, Sokrates. O sırf onca yıl öğrettiklerinin ve konuştuklarının boşa çıkmaması adına kaçmayı değil, yüzleşerek ölümü kabul etmiştir. Sözlerini eylemine uydurmuştur. Ne zaman dürüstlüğümden ötürü çıldıracak olsam ya da şikayetlensem, Sokrates’e koşarım. Beni sakinleştirir ve doğru yolda olduğumu söyler. Kendin kal, der, kendin kal çocuğum.

İyi ki varsın Sokrates, iyi ki…

28710cookie-checkHasret Duyulan Bazı Şeyler Üzerine

Related Articles

Add Comment