Bekleyenler

Category: Denemeler 66 6

Saatlerce beklemenin önemini bekleyen anlıyordu. Özellikle kafasında soru işaretlerinin tükenmediği, her soru işaretinin başka bir soru işaretine gebe olduğu bir zihnin sahibi anlardı. Soru işaretleriyle beslenen bir alem, asla cevaba ulaşamaz. Kim ne anlatırsa anlatsın, ne kadar mantıklı olursa olsun, cevap doğmazdı. Soru işaretleriyle kocaman, dev ve yabani bir solucan, zihinde devasa, sonsuz belki de, bir girdap açıyordu. Yutuyordu, sadece yutuyordu. Umudu, inanmayı, sevmeyi, sabretmeyi, mücadeleyi yutuyordu. Ne zaman doğacak, diye değil, ne zaman duracak, diye beklediğin gün, durmuşsundur.

Durmak, soluğu kesmektir, tüm fişleri çekmek…

İçime kocaman bir boşluk kaçmış; çiğnemeden yutmuşum gibi, soluk boruma baskı yapıyordu. Göğsümde oturmuş kalmış. Onu sindirecek hiçbir kuvvet yok. Kuvvetlerin hepsi dışarıda ve bazen hafif, bazen şiddetli bir rüzgâr. Sık sık yürüyüşe çıkarım; belki de ufak bir esinti olacaktı içimde dimdik oturup kalmış olan boşluğu sürükleyen… Temizlik görevlisi yaprakların hepsini süpüremiyor; o kaçan, arkada kalan yapraklardan biriyim sanırım. Onları anlıyorum; onlarla birlikteymişim gibi… Onlar hep yanımda. Yürüdükçe çimlerin hep aynı ahenkte dans ettiklerini fark ettiniz mi? Benim yürüdüğüm yolların çimleri aynı dansı yapıyorlar. Rüzgâr neden biraz da onlarla ilgilenmiyor. Bırakıldığım yerde de kalamıyorum ki umutsuzlukla savaşayım. Belki de tüm yolları yürümemeliydim hepsinin aynı olduklarını görmemek için. Gördüm. Görmek, sindirmeyi yok ediyor. Her şey yutuluyor.

Yutmak, reddediştir. Umudun, umutsuzluğu reddetmesiyle başlaması gibi… Reddetmek de, kendini kandırmanın temel taşıdır. Kendini kandıramayanlar, bekleyenlerdi. Neyi beklediğini bilmeyen bekleyenler ile beklenenlerin olmayacağını bile bile bekleyenlerin dünyası aynıydı; kurumuş, savruk, hem cesur hem de boşluğun kendisi.

Bekleyenler bir gizemdi. Sırları koltuk altında taşıdıkları şişkin dosyaların ağırlığıyla gözlem açıları değişiyordu. Bazen başka insanların bavullarını izleyen bir karınca yiyen edasında, bazen mühürlü dudaklara kilitli bir baykuş, bazen gözaltı torbalarından sızmış kalıntılarda saklanmaya çalışan deve kuşlarını andırıyordu. Güvercinler artık kuzgunlardan daha ürkütücü haberler taşıyor. Gündüz vakti geceyi peşinden sürükleyenlerdi onlar. Dolunay artık bir kâğıt helva; bayat, içi çekilmiş, kırılgan ve tadını tarihe gömmüş.

Akşamüstü oturulan masalar yorgundur. Diller sustuğu, gözlerin, ellerin konuşmaya başladığı vaktin doyurulduğu kafeslerdir. Eve gitme telaşlarının kırıp döktüklerini toplayamaz yorgun garsonlar. Sadece etrafa biraz su serperek bazı şeyleri daha görünür, duyulur olarak doyururlar. Masada kalmış olan kırıklıklara kimse dokunmak istemez; kırıklıkların birbirlerinden utandığı, tiksindiği garip bir dünyanın figüranlarıyız işte, o kadar.

Öyle ki ey dünya, sana tek “Hoş geldin,” diyecek olan, tek odalı evine vardığında, paltonu asıp derin bir soluk çektiğin o saniyelerde bir an zihnin durur ya… O saniyelerin sonsuz olmasını diliyorum. O saniyelerden başka bir dünyada, saatler, günler, mevsimler, belki de cıvıl cıvıl bir ömür yapmak diliyorum. Sonrada, denizin kıyısında, kırıklıkların bir tiksinmediği, akşamüstü masaların birinde, dillerin şiir okumaktan yorulmadığı gökyüzüne bakacağım.

Şimdi, akşamüstü masalarına bir şiir yakın da bekleyenlerin bazı sırlarını ifşa edelim. Bazı deşifreler, böyle ruhları iyileştirir.

3920cookie-checkBekleyenler

Related Articles

6 thoughts on “Bekleyenler

  1. Meryem

    Çok iyi takdir ediyorum sizi gerçekten tüm kalbimle MAŞAALLAH🥰

    Reply
  2. Oktay Karaman

    Santimantal duygulara hitap eden varlıkla yokluk arasina sıkışmış bir ruhun neyi beklediğini bilmemesi gibi… Beklemek… Tebrik ediyorum sayın hocam. Çok güçlü bir kaleminiz ve yüreğiniz var…

    Reply
    1. admin

      Duygusu olmayan hiçbir şeye yönelmiyor insan, beklemede, arafta kalır sadece. Çok teşekkür ediyorum kıymetli hocam…

      Reply

Add Comment