Tahrik kelimesi Türkçede “birini veya bir şeyi harekete geçirme, dürtme” anlamına gelir. Arapça ḥrk kökünden gelen taḥrīk تحريك “birini veya bir şeyi harekete geçirme, dürtme” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḥaraka حرك “hareket etti” fiilinin tafˁīl vezninde II. masdarıdır.
İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliğin sadece düşünmek olmadığını çok önceden fark edilmiştir lakin buna rağmen Aristoteles’in insan için “düşünen hayvan” tanımından yola çıkarak yaşayanlar var. Descartes’ın “Düşünüyorum, o hâlde varım,” önermesiyle var oluşunun tamamlandığını algılayanlar da var. Artık bilimsel araştırmalar da hayvanların da kendine özgü düşünebildiği, hissedebildiği çoktan kanıtlanmış durumda. Hatta ve hatta, öğrenme potansiyellerinin olduğuna dair de birçok veri mevcut. Demek ki, bunlar yeterli değil.
İnsan, diğer canlılardan farklı olarak daha da otokontrollü, irade sahibi, analitik düşünebilen, farkındalık ve empati değerleriyle sadece kendini koruyan değil, çevresindeki diğer insanlara karşı da sorumluluk bilinci taşıyan, zarar vermeyen ahlaki ilkeler içinde özgür olan bir canlı. Sadece doğru yanlış açılarına göre değil, güzel çirkin açılarıyla da çok yönlü bakabilen bir canlı. İçgüdülerine teslim olmamasını sağlayan vicdan pompalarını ve ölçüyü sağlıklı seviyede tutan farkındalık süzgecini devamlı temiz tutan bir canlıdır insan.
Kendi istek ve arzularına ters gelen her türlü şeye karşı karakter kalkanlarından sıyrılan insan, acımasız ve yıkıcı bir kılıkla saldırıya geçiyor. Saldırısının savunması da “Tahrik edildim,” oluyor. Tahrik edici olan bu saldırı, yine bir tahrik sebebi olduğu inancında. İşte asıl göz yaşartıcı nokta: Tahrik etkisinin başı ve sonu nerede? Yok!
Tahrik, başsız ve sonsuz bir olgudur; bir kısır döngü içinde büyüyen bir girdap gibi de düşünebilirsiniz; doymak bilmeyen bir yutucu ve azgın bir canavar. Ayrıca kendi başına mükemmel bir paradokstur. İnsan doğumuyla beraber getirdiği içgüdüleriyle devamlı ister, acımasız bir linçle alır ve haz duyar. O hazzın etkisiyle sarhoştur ve sömürmeye, yıkmaya da devam eder. Bir sarhoş için dünyanın merkezi, kendisidir. İyi olan şey ise isteklerinin karşılanmasıdır.
Tahrik, birçok psikolojik rahatsızlığın uyaranıyla bağlantılıdır. Nevrotik bakış, paranoid-şizoid mekanizmalar, obsesif kompulsif, narsisizm, TSSB gibi birçok problemin nörolojisini etkileyen tahrik yanlısının saldırganlığının, öfkesinin, eylemlerinin sebebine bakıldığında yansıtıcı ve aktarıcı boyut taşıyor. Günümüzde hukuki süreçte “tahrik edilme indirimi” altında sorumluluğunun bir kısmından kurtulma da tahrik yanlısına avantaj sağlamaktadır. Başka bir avantaj da “kitle psikolojisi” adı altında dışlanmamak adına yapılan savunmalar yer almaktadır. Kendini bir mağdur, bir kurban rolüne bürümüş olan tahrik yanlısı, bir zaman sonra kendi bahane ve uydurmalarına inanır olmaktadır. Belki de tam burada bir mitoman doğuyor.
Tahrik yanlısı kocaman bir ilkel sistemin parçası: içgüdülerinin kutsal olduğunu, doyurulması gerektiğine inanan kişi, canının çektiğine tecavüz eder ya da manipüle ederek kullanır, yoksulluğunu ve hakkının verilmemesini bahane sunarak çalar, kendisine ait olanın zorla elinden alınmasıyla öldürür, başkalarının büyük suçları karşısında yaptığı küçük kötülüğün kabul edilebilirliği ile türlü yolsuzluklara başvurur vb.
Toz pembe bir dünyada yaşamıyoruz. Oysa yüzyıllardır toz pembe masallar ve düşler anlatıldı ve onlara karşı büyük bir hırsla uyarıldık. Hiçbir zaman gerçekleşmediler ve gerçekleşmeyecekler de. İnsan, en kötü şanssızlığın, fakirliğin, ailenin, sevgisizliğin, haksızlıkların kendi hayatında olduğuna inanmıştır. Diğerleri ise her zaman ona göre daha şanslı, daha mutlu, daha zengin, daha sevgi dolu dünyaları vardır. Kendisinin onlardan bir farkı olmayıp, hatta kendisini onlardan daha önemli ve değerli bulup, kendisinin sahip olmadığı ama diğerlerinin sahip olduğu her şeye göz dikme hakkı edinir kendi kendine. Güç, otorite, onaylanma ve kabul görme istekleri etkisinde güvensizlik hisseder ve hayatta kalmak içgüdüsüyle manipüle eder, saldırır, tüm manevi ve ahlaki değerleri yok eder.
Faust’un “İçimde iki ruh var,” derken kastettiği doğuştan getirilen iyi ve kötü çatışması ile Jung’un “Arzunda kendini bulursun, o hâlde arzunun boşu boşuna olduğunu söyleme,” sözünden de anlaşıldığı gibi beynindeki en güçlü ve baştan çıkartıcı merkezi olan libidosuyla var oluşunu şekillendiren insan, en korkunç ateştir, durdurulamayan insanî bir kanserdir. Burada da aklımıza Hobbes’un “İnsan insanın kurdudur,” sözü gelir. Tahrik etkisi de bunun en çok sığınılan, başvurulan yoludur.